22 Ocak 2011 Cumartesi

bilinçaltı terapisi: bilinçaltı terapisinde seçimler

bilinçaltı terapisi: bilinçaltı terapisinde seçimler: "Bilinçaltı çalışması sırasında, olası yollar içinden uygununu seçmeye yardımcı olan bilinç, malzemeyi sunan ise bilinçaltıdır. NLP, hi..."

bilinçaltı terapisinde seçimler

Bilinçaltı çalışması sırasında, olası yollar içinden uygununu seçmeye yardımcı olan bilinç, malzemeyi sunan ise bilinçaltıdır.  NLP, hipnoz, regresyon, Işık köprüsü veya bilinçaltı uygulamalarından hangisi seçilirse seçilsin, bu kural değişmez. Değişim, uygulama şekillerinde kendini gösterir.

Benim çalışmasını yürüttüğüm bilinçaltı uygulamasındaki farklılık, çalışmanın büyük bir bölümünün konuşma yapılmadan gerçekleşmesindedir.. Zihnin blokajı ile karşılaşılırsa ancak o zaman başlangıç kısmında bir konuşma yaşanır. Bir de ana neden keşfedildiğinde, eğer danışan yüzleşme ve çözülmeye hazırsa, burada sözcükler devreye girer. Bunun dışında, derinleşmenin ve tetha frekansının kesintiye uğramaması için, sesli uyaranlar minimumda tutulur.

Bu uygulama sırasında zihin saf dışı bırakılıyor gibi görünse de, aslında işbirliği zemini bulunarak onunla uzlaşma yoluna gidilir. Aksi takdirde, bilinçaltının bekçisi rolüne soyunan zihin, onun rızası olmadan yapılan her hamlede, savunma mekanizmalarını devreye sokarak çalışmayı sabote edecektir.

En iyi sonuç, zihnin kendisini tehdit altında algılamadığı, dolayısıyla uygulayıcıya güven duyduğu zaman elde edilebilir.

Bilinçaltı çalışmalarında, biri danışanın edilgen olduğu, hatta uygulayıcı bile çalışmayı sadece enerji akışına göre devam ettirdiği seçim olmak üzere, 4 ana yol vardır. Diğer 3 yol, danışanın az veya çok aktif katılımı ile gerçekleşir. Bu yolların hiçbirinin diğerine göre üstünlüğü yoktur. Sadece uygulayıcının yaklaşımını belirlemesi açısından, seçilen yolu algılayabilmesi önemlidir.

Şimdi bunları inceleyelim:

Unutma/Silikleştirme:

Eğer çalışma konusu ağır bir travmayla bağlantılıysa ve kişi buna ait imgeler, semboller, anılarla yüzleşmek hatta gözlemlemek istemezse,  bilinç bu yolu seçtirir. Böylece kaldıramayacağı bir duygusal veya zihinsel deşarjın yükünden ürkebilecek zihni yatıştırır ve işbirliği zemini yaratır.

Uygulama sırasında danışan ya belli belirsiz semboller, his ve görüntüler algılar ki-bunlar unutulmuş ya da silikleşmiş kopuk parçalar gibidir, ya da hiç bir şey hissetmez ve görmez. Sanki ağrı kesici almış gibi, uygulama süresince olayın geçmişte yarattığı ruhsal, duygusal veya zihinsel acıyı yavaşça boşaltır.

Bazı durumlarda zihin, uygulayıcının bile olayla ilgili belirgin his ve görüntüler algılamasını engeller. Ama uygulayıcı, herhangi bir şey algılamasa da, akışı hissettiği sürece enerji vermeye devam eder.

Her halükarda uygulama bittiğinde, travmayı yaratan olayın kaydı hala bilinçaltındadır ama ağırlığı azalmış, verdiği acı belirsizleşmiştir.

Bu yolu seçen kişiyle, talep edildiği takdirde derin bir çözümleme elde edebilmek için birkaç çalışma daha yapmak gerekecektir.

Değiştirme/Çarpıtma:

Kişi kendini şu anda yaşadığından çok farklı zaman mekan veya kişilikte görebilir. Bilinç bu yolu seçtiğinde, yaşanan sorunu, kişinin şu anki kimliğinden soyutlayarak ancak sorununa ait ipuçlarıyla paralellik gösteren sembolleri seçerek anlatır.

Geçmiş yaşam ya da psikodrama benzeri görüntüleri bu kapsama sokabiliriz. Genelde sahneler, rüyalarda gördüğümüz kadar renkli, bazen çarpıtılmış ya da abartılmıştır. Özellikle odaklanılması gereken semboller de işte bu çarpıcı sahneler içinde dikkatimizi çekmeye çalışırlar.

Dikkat edilmesi gereken, çağrışımların ve sembollerin zihinsel ve bilinçaltı katmanlarından geçerken ne kadar çarpıtıldığı ya da nelerin zihin tarafından değiştirilerek sunulduğunun saptanmasıdır. Nasıl rüyalardaki sembolleri birebir yorumlamıyorsak, burada da seçilen bazı sembollerin evrensel, bazılarının toplumsal ancak azımsanmayacak bir kısmının da kişiye özel olduğu bilgisi göz önünde tutulmalıdır.

Gözlemleme/Geri çekilme

Bilinç gözlemleme yolunu seçtiğinde genellikle uygulama bir geri çekilmeyle sonuçlanır. Buradaki etki med-cezir gibidir. Kişi sonuçlarını yaşadığı sorunun ana kaynağının kıyısına kadar gelir. Bilinçaltında gömülü soruna ait görüntüleri gerçeğe çok yakın sahnelerle ya da bir önceki yolda anlatılan değiştirme ve çarpıtma yolunun hafif bir versiyonu ile algılar.

Yine de değiştirme ve çarpıtmada olduğu gibi farklı mekan ve zamandan çok, zamanı ve mekanı net tanımlayamadığı ancak kimlik bilgilerinin pek değişmediği bir yöntem seçer. Bir başka deyişle, şimdiki kimliği ile sorunun merkezine yaklaşır ve sonra bir geri çekilme hissi yaşayabilir.

Genellikle, sorunu bilinçaltı düzeyinde değil, gündelik hayatta mantıkla inceleyip çözümü lineer zaman içinde çözme eğilimli analitik beyinleri baskın kişilerin yatkın olduğu bir seçimdir. Analitik beyinli kişiler, tetha beyin frekansında uzun süre kalmayı başaramadıklarından ve sorunu algılamak onların zihinlerini devreye soktuğundan genelde bu noktada tekrar düşünen zihin frekansı olan alfaya geçiş yaparlar. Bu da çözümün uygulama içinde tamamlanmadığı geri çekilmeyle sonuçlanır.

Bu durumda danışan ya zaman içinde belli bir noktaya kadar çözümleri izleyecek ya da bir sonraki uygulamada gözlemleyerek bulduğu sorunun merkezine doğrudan giderek nihai çözümün gerçekleştiği yolu denemeye hazır hale gelecektir.

Yüzleşme/ Çözülme

Kişi onu şu anda rahatsız eden ana nedeni keşfetmiş olsun ya da olmasın, bazen dönüşüme o kadar hazırdır ki, uygulama sırasında önce nedeni keşfeder, gözlemler, alması gereken dersi görür. Ardından sorunla yüzleşme aşamasına geçer. Ana nedenin taşımakta olduğu, zihinsel, duygusal ve ruhsal enerji yükünü boşaltarak bir çözülme yaşar. Çözülme, dönüşümün en belirgin aşamasıdır ve bunu gerçekleştirdiğinde uygulama içinde dönüşümün çoğu da tamamlanmış olur. Bazen, çözülme kısmı küçük etkilerle başlar ve uygulama sonrasında kişinin hayatına çektiği benzer durumlara verdiği tepkileri gözlemleyerek çözülmeye devam ettiği görülür. Ancak yüzleşme ve enerji boşalımı yaşanan her uygulama, ister uygulama anında olsun ister sonrasındaki süreçte, kişinin dönüştürmeyi başlattığının ve tamamlayacağının göstergesidir. Nadiren ikinci bir uygulamaya ihtiyaç duyulur.

Tüm aşamalardaki dikkat çeken nokta, enerji yükünün boşaltılmasında yoğunlaşır. Dolayısıyla, bilincin bize hangi yolu seçtirdiğinden çok, enerjinin dönüştürülüp dönüştürülmediğine odaklanırız.

A.Müjde Özdemir

 

13 Ocak 2011 Perşembe

Bilinçaltı terapisi uygulama-ölüm korkusu ve kendini ifade problemi

Ölüm korkusu ve kendini ifade problemi olan bir danışanım, uyuyamadığını ve sebepsiz bir ölüm korkusu yaşadığını söylemişti.

Terapi sırasında 11 yaşında yaşadığı travmatik bir sahnede içindeki çocuğun ölüm korkusuyla yüzleşmek zorunda kaldığını gördük. Aile içi kavga sebebiyle yaşadığı travmada kapalı kalmıştı. O günden beri ses çıkartmamak onun için bir savunma mekanizmasıydı.

Çok etkin bir katılım gösterdi seans sırasında. Önce korku ile arasındaki bağı çözdü şu anki bilinç düzeyiyle. Sonra da 11 yaşındaki haliyle biraraya gelerek, kopan bağı sağlıklı bir şekilde onardı.

Seans sonrası hatırladıkları ve olaya bakış açısı tamamen değişmişti. Sembollerin onun için ifade ettikleri anlamları yakalamış, kendini bu travmadan özgür bırakmayı seçmişti.

6.01.2011 Perşembe

24 Aralık 2010 Cuma

Zihin Denen Maymun

“Houston bir sorunumuz var”
Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimden beri, zihin tarafından sabote edilmekteyim ve aşağıda açıkladığım ayak oyunlarının bizzat hedefiyim. Ama bana müstehak...
Zihinle ilgili bir yazı yazmaya karar verdiğimde, kendi zihnimin de kollektif zihinle işbirliği içinde olacağını, hatta bizzat ona yataklık yaptığından, kanının son damlasına kadar direneceğini bilmeliydim.
“Burası Houston, lütfen tekrar edin, soru neydi kaçırdık”
“Yalancı. Sen Houston değil, Zihinsin. Sadece zihin sorunun tekrarlanmasını ister!”
“Tüh be, bu sefer de yakalandık iyi mi?”
“Hadi canım, ikile”
E, Nerede kalmıştık? Hah tamam hatırladım: Bir sorunumuz var’da...
Albert Einstein demiş ki, “Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.”
Bu IQ’su yüksek deha, doğru ama eksik söylemiş. Kızgın, kırgın, endişeli, korkulu halimizden de o hale girdiğimiz duygu düzleminde kalarak çıkmamız mümkün değildir.
Asıl bilmemiz gereken, olumsuz her duygu ve düşünce, bizi şimdiki andan kopartır ve ya geçmişe ya da geleceğe fırlatır. Bizi geçmişteki güdük başarılarımızla yetinmeye veya dev aynasında büyütülmüş korkularımıza teslim olmaya zorlarlar. Geçmiş illüzyonu işe yaramazsa, bu defa gelecek kartını oynar ve eylemin zorluğuna bizi ikna ederek, bilinmeyen bir gelecekteki başarının hayaliyle avutmaya veya bilinmeyenden yaratılan endişenin içine hapsetmeye çalışır.
Duygu ve düşünceler; geçmişte veya gelecekte dolanmayı, mevcut düzlemin dışına çıkmak gibi algılatarak bizi resmen dolandırırlar.
Duygu ve düşünce dediğimiz şeyler aslında, zihnimizin çıktılarıdır. Zihin, başka zihinlerin girdileriyle veya bilinç düzeyinden sızan bilgiyi deforme edip, daha önce bildiği başka birşeye benzeterek beslenir. Bunu yaparken de, yıllar içinde topladığı bilgi ve deneyimlerle ince ince ördüğü mevcut düzenini bozmayı sevmez. Hatta işine gelmeyeni çaktırmadan ya hiç içeri almaz ya da sevmediği kaynanasından gelen bibloyu evin dekorasyonuna uymadığı bahanesiyle dolabın en kuytu köşesine atan gelin gibi, beynimizin en kuş uçmaz bilinç ulaşmaz yerine tepiverir.
Zihin, bilgi ve deneyimi yaratan değil, sadece toplayan ve sonra onlardan kendi kafasına göre ve genelde olumsuz kombinasyonlar oluşturandır. O yüzden de sadece o ana kadar topladıklarıyla aynı titreşimde olanları, yani genelde olumsuz duygu ve düşünceleri kendine çekmeyi tercih eder.
İşte bu yüzden biz başkalarının başaramadığı şeyleri bizim de başaramayacağımızı düşünürüz, başkalarını hayalkırıklığına uğratan olaylar karşısında başarısız olacağımızı hissederiz çoğunlukla. Ailemizden gördüğümüz ilişki kalıplarına sıkışırız, işleri herkesin yaptığı şekilde yapma eğilimi gösterir, yeni yollar denemeyiz. Çünkü zihin, denenmemiş olanın başarısızlık riski taşıdığını hatırlatır bize sürekli, ama onun kıyısını aşıp yeni keşiflerde bulunmanın tek yolunun risk almak olduğu gerçeğini saklar.
İçimizdeki kitabın kapağını açtırmamak ve iç sesimizi bastırmak için, arka planda sürekli bir uğultuyla uyuşturur bizi. Zihnimizin zerk ettiğinden daha kuvvetli hiç bir uyuşturucu icat edilmemiştir.
Zihin, yeniliklere kapalı, koltuğunu sarsacak her değişime karşı dirençli ve biriktirdiği olumsuz deneyimlerin gölgesinde korkak ve kendini tekrarlayan bir yapıda emekliliğini bekleyen ama kendine karşı bile “Bensiz bu organizasyon bir hiç” yalanını söyleyebilen aksi yanımızdır. Tabiri caizse aile şirketlerindeki dinazor yöneticilerden hiç farkı yoktur.
Sadece zihnin dışına sıçrayabilenler başkalarının onları takip edebileceği ayak izleri bırakabilirler geride. Sıçrayamayanlar ise en iyi ihtimalle, başkalarının ayak izleri kadar uzağa gidebilirler. O başka ayak izleri arasından en işine geleni seçenin zihin, yani biriktirmiş olduğumuz duygu ve düşünce kalıplarımız olduğunu söylememe bile gerek yok sanırım...
Demek ki “Zihnin yarattığı sorunları, o sorunları yaratan zihin düzleminde kalarak çözemeyiz” diyebiliriz.
Fazla mı iddialı oldu?
Hiç de değil.
Düzlemden çıkabilmek, zihnin dışındaki yaratıcı alana sıçrayabilmeyi gerektirir. Büyük kaşiflerin, mucitlerin, sanatçıların girdiği ve müthiş esinlerle ve çözümlerle dönebildikleri o alanın giriş biletinin bedeli ise, zihni susturabilmekten geçer.
Zeki ve çalışkan çoğu insanın, ortalamanın altında yaratıcı performans göstermelerinin ve sıradanlıklarının altında, düşünmeyi değil düşünmeyi durdurmayı başaramamaları yatar. “Düşünüyorum, o halde varım” diyen Descartes’ten çok daha önce başlamıştır zihnin beslendiği kaynağı sabote edişi ve kendini asıl kaynakmış gibi göstermesi. Zihin bir bilgi düzenleyicisidir, bilgi algılayıcısı değil... Zihin yaratıcılığı bilmez, aksine deforme edicidir. Kendini tekrarlamayı sever, yenilemeyi değil...
Zihnin, aynı kitabı dönüp dönüp okuyan, aynı filmi defalarca seyreden takıntılı bir yapısı vardır. Her gün aynı şeyleri yaparak, hayatımızda bir mucize olabileceği yanılsamasına bizi de ortak eder. Küçücük de olsa bir değişiklik yaratmadığımızda, “Günlerimizin aralarına karbon kağıdı konmuş sayfalardan farklı olmayacağını” görmemizi engellemek için odağımızı şu andan kaçırmaya uğraşır. “Aa bak kuş uçuyor!” gibi çocukça ilgi çelmeleriyle dikkatimizi dağıtmayı, dağıtamıyorsa da şimdiye hakim olmadıkça asla etkileyemeyeceğimiz geleceğe iteklemeyi kendine görev bilir.
Zihnin dışındaki bilinç alanına kısa süreliğine de olsa dalma şansını yakalamış bir kişi, eğer buradan aldığını düşünceye dönüştürürse filozof olur. Eyleme dönüştürürse ise, bilge.
Düşünceye dönüştürmek çoğunlukla riskli bir iştir. Alınan, zihnin filtresinden kaçamaz ve filtrenin temizliği ve saflığı oranında işlenir ve dışarı o şekilde verilir. Ardından filtreden geçmiş, sadece şu anki algımıza uygun olarak form verilmiş düşünceyi, dinleyen veya okuyan başka zihinler tarafından tekrar işleme tabi tutulur. Dışarıdan saf birşey zihne gelmiştir ama o kadar çok işlemden geçmiştir ki, baştaki girdi ile sondaki çıktı arasında dağlar kadar fark oluşmuştur.
Olumlu, saf ve sevgi dolu olan, içinden geçtiği filtrelerin korku, endişe, kuşku enerjileriyle kirlenir ve sanki kulaktan kulağa oyunundaki gibi, “canım” kelimesi “canın çıksın”a dönüşür.
Peki zihnin dışından gelenleri, zihin dışında deşifre edebileceğmiz başka bir kod çözücümüz yoksa, saf olanı mümkün olan en az bozulmayla şimdiki realitemize nasıl çekip de kalıcı bir fark yaratacağız?
Bilgeye dönelim o halde. Bilge, zihnin kendi kalıplarıyla girdi’yi kategorize etmek hevesiyle ortalığa saldığı düşüncelerin ve duyguların çarpıtıcı etkisinden kaçınmak için, düşünceyi durdurup, anda kalabilen kişidir. Girdiyi yakalar, onun üstünde düşünmez, geçmiş deneyimleriyle karşılaştırmaz, geleceğe ötelemez. Şu andaki hali ile rezonansa girer. Bize anlatmaya kalkışmaz, anlatmaya çalışsa da anlatılamayacağını bilir. Anlatılmaya başlandığı anda bozulmanın başlayacağının farkındadır. Bilgenin amacı anlatmak değil, uygulamaktır. Şu anki realitemize göre normal ötesi olarak algılananın, normal düzlemde de yapılabileceğinin canlı kanıtı olmaktır.
Ancak, dünya tarihine baktığımızda, bu canlı kanıtların çoğunu canlı canlı katlettiğimiz düşünülürse, bu örnek olma işinin hiç de heveslenilesi ve aday olunası bir durum gibi görünmediğini kabul etmek gerekir. İsa’yı çarmıha geren, şifacılar için cadı avı düzenleyen, içindeki Tanrıyı keşfedenin derisini yüzen, herkesin bir olduğunu içsel olarak keşfedip savaşlara, sınırlara hayır diyenleri katleden insanlık arenasında zihinlerden oluşan aslanlara yem olma riski pek bir cesaret kırıcı.
Yine de kendimize yolculuğumuzda ilerlemeden durmanın esaretindense, biraz cesaret kırığıyla başedebilecek kadar bilinç hali ve kudret içimizde biryerlerde mevcut olmalı. Değilse, Nirvana’dan bile ötesine geçememişken daha, ya köyümüze ya da tek hücreli olduğumuz dönemlere geri düşüşümüz, fiziksel olmasa da duygusal ve zihinsel olarak pekala mümkün.
Not: Yazıdaki “zihin” kelimelerini koyu renk yaparak, hala kendini ön plana çıkarmaya debelenen zihnime buradan sesleniyorum:
Seni maymun!

5 Aralık 2010 Pazar

Naturel Festivali izlenimler

İki senedir uğramadığım festivali, son günü ziyaret edeyim dedim.
Bunun için haftalardır iyi giden havanın, Aralık normallerine, yani buzdan hallice günlerine dönmesini beklemişim meğer. Dondum bir miktar:)
Fuar, son gününde boş sayılırdı, ilk defa insan seli içinde sürüklenmeden yürümem mümkün oldu. Her sene katılan bir kaç grup dışında oldukça değişmiş buldum katılımcıları. Yeni insanlar, yeni metodlar, yeni enerjiler...
Gözlemleme noktasında oldukça ilginç deneyimler geçirdim. Görmem gerekenleri gördüm, almam gereken dersleri aldım ve döndüm:)
Hepsi bu...

24 Kasım 2010 Çarşamba

Bilinçaltı terapisi nedir?

Bilinçaltı Terapisi Nedir?

Bilinçaltı terapisi, zihin gevşek haldeyken uygulanan ve hipnoz içermeyen bir tekniktir. Amacı, geçmişte maruz kalınan olumsuz duygu, düşünce ve davranışların yarattığı ve şimdiki yaşamı etkileyen ruhsal, zihinsel, duygusal ve fiziksel blokajları tespit etmektir. Kişinin izin verdiği ölçüde, bu blokajları çözmesine, dönüştürmesine ve böylece kişinin kendi kendisini iyileştirmesine yardım edilir. 
Zihnimiz, beynimizi korumak adına, tüm rahatsız edici kayıtları bilinçaltına atar ve olayı unutmamız için gerekli savunma mekanizmasını geliştirir. Ancak, çözülmeden bilinçaltına atılan bu tip kayıtlar enerji alanımızda baskı yaratmaya devam ederler ve benzer deneyimlerle karşılaşıldığında tetiklenirler.
Terapi sırasında, bilincin elindeki malzemeyi (semboller, arketipler, çağrışımlar vb) kullanarak oluşturduğu hikayeye odaklanılır. Sunulan hikayenin doğrudan bilinçaltındaki bir kolaj mı, geçmiş yaşam anımsaması mı yoksa vizyon mu olduğunun önemi yoktur. Önemli olan, gerçek olanla sanal olanı ayırt edemeyen bilinçaltıyla konuşabileceğimiz ve anlaşabileceğimiz ortak bir dil yakalanabilmesidir. Bu sayede, bilinçaltına sanal olarak doğru uyaran verildiğinde yaşanan dönüşüm, gerçeklik düzeyinde de etkisini göstermektedir.
Genellikle 2 saat süren bu çalışma 4 bölümden oluşuyor.:
1.                    Öngörüşme, hikayeye geçiş,
2.                    Bilinç düzeyini yükselterek kaynağa geçiş.
3.                    Hikayeyi takip ederek keşfedilen sembollere göre sorunla yüzleşmek. Farkındalığa ulaşma, kaydın içerdiği negatif duyguyu boşaltarak sorunu dönüştürme ve şimdi’ye dönüş..
4.                    Değerlendirme.
Hangi durumlarda uygulanabilir?
• Sebebini bilemediğiniz ağrılarınız, hastalıklarınız, iç acılarınız varsa,
• İlişki sorunlarında,
• Suçluluk, değersizlik , özgüven eksikliği, kızgınlık, kıskançlık gibi negatif duygular yaşıyorsanız,
• Anlam veremediğiniz, korkularınız, kaygı, endişe ve fobileriniz varsa,
• Depresyon, derin üzüntü, yaşama sevincinin kaybı gibi sorunlarınız varsa,
• Kurtulmak istediğiniz kötü alışkanlıklarınız veya takıntılarınız varsa,
• Hedefinize ulaşmaktan sizi alıkoyan anlam veremediğiniz engelleriniz ve motivasyon eksikliğiniz varsa,
Olumsuz önyargılarınız varsa

Herkes için uygun bir yöntem midir?
Değişime hazır olmadan veya onu göğüsleyecek koşul ve güç oluşmadan, bilinçaltının tam çözümleme yapması beklenemez. Ben iyileşeyim de koşullarım aynı kalsın diyenler, değişime direnenlerde uygun bir yöntem değildir. Her teknik gibi burada da uygulayıcının elinde sihirli değnek yoktur ve danışanın aktif katılımı olmadıkça dönüşüm mümkün olmamaktadır.
Kimlere uygulanmaz?
çok analitik ve sol beyin baskın insanlarda zihin çok fazla devreye giriyorsa
Ağır antidepresan veya uyuşturucu kullanan kişilerde
Bazı istisnalar hariç, 18 yaş altındaki kişilere uygulanmamaktadır.

http://www.bilincaltiterapisi.com/