24 Aralık 2010 Cuma

Zihin Denen Maymun

“Houston bir sorunumuz var”
Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimden beri, zihin tarafından sabote edilmekteyim ve aşağıda açıkladığım ayak oyunlarının bizzat hedefiyim. Ama bana müstehak...
Zihinle ilgili bir yazı yazmaya karar verdiğimde, kendi zihnimin de kollektif zihinle işbirliği içinde olacağını, hatta bizzat ona yataklık yaptığından, kanının son damlasına kadar direneceğini bilmeliydim.
“Burası Houston, lütfen tekrar edin, soru neydi kaçırdık”
“Yalancı. Sen Houston değil, Zihinsin. Sadece zihin sorunun tekrarlanmasını ister!”
“Tüh be, bu sefer de yakalandık iyi mi?”
“Hadi canım, ikile”
E, Nerede kalmıştık? Hah tamam hatırladım: Bir sorunumuz var’da...
Albert Einstein demiş ki, “Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.”
Bu IQ’su yüksek deha, doğru ama eksik söylemiş. Kızgın, kırgın, endişeli, korkulu halimizden de o hale girdiğimiz duygu düzleminde kalarak çıkmamız mümkün değildir.
Asıl bilmemiz gereken, olumsuz her duygu ve düşünce, bizi şimdiki andan kopartır ve ya geçmişe ya da geleceğe fırlatır. Bizi geçmişteki güdük başarılarımızla yetinmeye veya dev aynasında büyütülmüş korkularımıza teslim olmaya zorlarlar. Geçmiş illüzyonu işe yaramazsa, bu defa gelecek kartını oynar ve eylemin zorluğuna bizi ikna ederek, bilinmeyen bir gelecekteki başarının hayaliyle avutmaya veya bilinmeyenden yaratılan endişenin içine hapsetmeye çalışır.
Duygu ve düşünceler; geçmişte veya gelecekte dolanmayı, mevcut düzlemin dışına çıkmak gibi algılatarak bizi resmen dolandırırlar.
Duygu ve düşünce dediğimiz şeyler aslında, zihnimizin çıktılarıdır. Zihin, başka zihinlerin girdileriyle veya bilinç düzeyinden sızan bilgiyi deforme edip, daha önce bildiği başka birşeye benzeterek beslenir. Bunu yaparken de, yıllar içinde topladığı bilgi ve deneyimlerle ince ince ördüğü mevcut düzenini bozmayı sevmez. Hatta işine gelmeyeni çaktırmadan ya hiç içeri almaz ya da sevmediği kaynanasından gelen bibloyu evin dekorasyonuna uymadığı bahanesiyle dolabın en kuytu köşesine atan gelin gibi, beynimizin en kuş uçmaz bilinç ulaşmaz yerine tepiverir.
Zihin, bilgi ve deneyimi yaratan değil, sadece toplayan ve sonra onlardan kendi kafasına göre ve genelde olumsuz kombinasyonlar oluşturandır. O yüzden de sadece o ana kadar topladıklarıyla aynı titreşimde olanları, yani genelde olumsuz duygu ve düşünceleri kendine çekmeyi tercih eder.
İşte bu yüzden biz başkalarının başaramadığı şeyleri bizim de başaramayacağımızı düşünürüz, başkalarını hayalkırıklığına uğratan olaylar karşısında başarısız olacağımızı hissederiz çoğunlukla. Ailemizden gördüğümüz ilişki kalıplarına sıkışırız, işleri herkesin yaptığı şekilde yapma eğilimi gösterir, yeni yollar denemeyiz. Çünkü zihin, denenmemiş olanın başarısızlık riski taşıdığını hatırlatır bize sürekli, ama onun kıyısını aşıp yeni keşiflerde bulunmanın tek yolunun risk almak olduğu gerçeğini saklar.
İçimizdeki kitabın kapağını açtırmamak ve iç sesimizi bastırmak için, arka planda sürekli bir uğultuyla uyuşturur bizi. Zihnimizin zerk ettiğinden daha kuvvetli hiç bir uyuşturucu icat edilmemiştir.
Zihin, yeniliklere kapalı, koltuğunu sarsacak her değişime karşı dirençli ve biriktirdiği olumsuz deneyimlerin gölgesinde korkak ve kendini tekrarlayan bir yapıda emekliliğini bekleyen ama kendine karşı bile “Bensiz bu organizasyon bir hiç” yalanını söyleyebilen aksi yanımızdır. Tabiri caizse aile şirketlerindeki dinazor yöneticilerden hiç farkı yoktur.
Sadece zihnin dışına sıçrayabilenler başkalarının onları takip edebileceği ayak izleri bırakabilirler geride. Sıçrayamayanlar ise en iyi ihtimalle, başkalarının ayak izleri kadar uzağa gidebilirler. O başka ayak izleri arasından en işine geleni seçenin zihin, yani biriktirmiş olduğumuz duygu ve düşünce kalıplarımız olduğunu söylememe bile gerek yok sanırım...
Demek ki “Zihnin yarattığı sorunları, o sorunları yaratan zihin düzleminde kalarak çözemeyiz” diyebiliriz.
Fazla mı iddialı oldu?
Hiç de değil.
Düzlemden çıkabilmek, zihnin dışındaki yaratıcı alana sıçrayabilmeyi gerektirir. Büyük kaşiflerin, mucitlerin, sanatçıların girdiği ve müthiş esinlerle ve çözümlerle dönebildikleri o alanın giriş biletinin bedeli ise, zihni susturabilmekten geçer.
Zeki ve çalışkan çoğu insanın, ortalamanın altında yaratıcı performans göstermelerinin ve sıradanlıklarının altında, düşünmeyi değil düşünmeyi durdurmayı başaramamaları yatar. “Düşünüyorum, o halde varım” diyen Descartes’ten çok daha önce başlamıştır zihnin beslendiği kaynağı sabote edişi ve kendini asıl kaynakmış gibi göstermesi. Zihin bir bilgi düzenleyicisidir, bilgi algılayıcısı değil... Zihin yaratıcılığı bilmez, aksine deforme edicidir. Kendini tekrarlamayı sever, yenilemeyi değil...
Zihnin, aynı kitabı dönüp dönüp okuyan, aynı filmi defalarca seyreden takıntılı bir yapısı vardır. Her gün aynı şeyleri yaparak, hayatımızda bir mucize olabileceği yanılsamasına bizi de ortak eder. Küçücük de olsa bir değişiklik yaratmadığımızda, “Günlerimizin aralarına karbon kağıdı konmuş sayfalardan farklı olmayacağını” görmemizi engellemek için odağımızı şu andan kaçırmaya uğraşır. “Aa bak kuş uçuyor!” gibi çocukça ilgi çelmeleriyle dikkatimizi dağıtmayı, dağıtamıyorsa da şimdiye hakim olmadıkça asla etkileyemeyeceğimiz geleceğe iteklemeyi kendine görev bilir.
Zihnin dışındaki bilinç alanına kısa süreliğine de olsa dalma şansını yakalamış bir kişi, eğer buradan aldığını düşünceye dönüştürürse filozof olur. Eyleme dönüştürürse ise, bilge.
Düşünceye dönüştürmek çoğunlukla riskli bir iştir. Alınan, zihnin filtresinden kaçamaz ve filtrenin temizliği ve saflığı oranında işlenir ve dışarı o şekilde verilir. Ardından filtreden geçmiş, sadece şu anki algımıza uygun olarak form verilmiş düşünceyi, dinleyen veya okuyan başka zihinler tarafından tekrar işleme tabi tutulur. Dışarıdan saf birşey zihne gelmiştir ama o kadar çok işlemden geçmiştir ki, baştaki girdi ile sondaki çıktı arasında dağlar kadar fark oluşmuştur.
Olumlu, saf ve sevgi dolu olan, içinden geçtiği filtrelerin korku, endişe, kuşku enerjileriyle kirlenir ve sanki kulaktan kulağa oyunundaki gibi, “canım” kelimesi “canın çıksın”a dönüşür.
Peki zihnin dışından gelenleri, zihin dışında deşifre edebileceğmiz başka bir kod çözücümüz yoksa, saf olanı mümkün olan en az bozulmayla şimdiki realitemize nasıl çekip de kalıcı bir fark yaratacağız?
Bilgeye dönelim o halde. Bilge, zihnin kendi kalıplarıyla girdi’yi kategorize etmek hevesiyle ortalığa saldığı düşüncelerin ve duyguların çarpıtıcı etkisinden kaçınmak için, düşünceyi durdurup, anda kalabilen kişidir. Girdiyi yakalar, onun üstünde düşünmez, geçmiş deneyimleriyle karşılaştırmaz, geleceğe ötelemez. Şu andaki hali ile rezonansa girer. Bize anlatmaya kalkışmaz, anlatmaya çalışsa da anlatılamayacağını bilir. Anlatılmaya başlandığı anda bozulmanın başlayacağının farkındadır. Bilgenin amacı anlatmak değil, uygulamaktır. Şu anki realitemize göre normal ötesi olarak algılananın, normal düzlemde de yapılabileceğinin canlı kanıtı olmaktır.
Ancak, dünya tarihine baktığımızda, bu canlı kanıtların çoğunu canlı canlı katlettiğimiz düşünülürse, bu örnek olma işinin hiç de heveslenilesi ve aday olunası bir durum gibi görünmediğini kabul etmek gerekir. İsa’yı çarmıha geren, şifacılar için cadı avı düzenleyen, içindeki Tanrıyı keşfedenin derisini yüzen, herkesin bir olduğunu içsel olarak keşfedip savaşlara, sınırlara hayır diyenleri katleden insanlık arenasında zihinlerden oluşan aslanlara yem olma riski pek bir cesaret kırıcı.
Yine de kendimize yolculuğumuzda ilerlemeden durmanın esaretindense, biraz cesaret kırığıyla başedebilecek kadar bilinç hali ve kudret içimizde biryerlerde mevcut olmalı. Değilse, Nirvana’dan bile ötesine geçememişken daha, ya köyümüze ya da tek hücreli olduğumuz dönemlere geri düşüşümüz, fiziksel olmasa da duygusal ve zihinsel olarak pekala mümkün.
Not: Yazıdaki “zihin” kelimelerini koyu renk yaparak, hala kendini ön plana çıkarmaya debelenen zihnime buradan sesleniyorum:
Seni maymun!

5 Aralık 2010 Pazar

Naturel Festivali izlenimler

İki senedir uğramadığım festivali, son günü ziyaret edeyim dedim.
Bunun için haftalardır iyi giden havanın, Aralık normallerine, yani buzdan hallice günlerine dönmesini beklemişim meğer. Dondum bir miktar:)
Fuar, son gününde boş sayılırdı, ilk defa insan seli içinde sürüklenmeden yürümem mümkün oldu. Her sene katılan bir kaç grup dışında oldukça değişmiş buldum katılımcıları. Yeni insanlar, yeni metodlar, yeni enerjiler...
Gözlemleme noktasında oldukça ilginç deneyimler geçirdim. Görmem gerekenleri gördüm, almam gereken dersleri aldım ve döndüm:)
Hepsi bu...

24 Kasım 2010 Çarşamba

Bilinçaltı terapisi nedir?

Bilinçaltı Terapisi Nedir?

Bilinçaltı terapisi, zihin gevşek haldeyken uygulanan ve hipnoz içermeyen bir tekniktir. Amacı, geçmişte maruz kalınan olumsuz duygu, düşünce ve davranışların yarattığı ve şimdiki yaşamı etkileyen ruhsal, zihinsel, duygusal ve fiziksel blokajları tespit etmektir. Kişinin izin verdiği ölçüde, bu blokajları çözmesine, dönüştürmesine ve böylece kişinin kendi kendisini iyileştirmesine yardım edilir. 
Zihnimiz, beynimizi korumak adına, tüm rahatsız edici kayıtları bilinçaltına atar ve olayı unutmamız için gerekli savunma mekanizmasını geliştirir. Ancak, çözülmeden bilinçaltına atılan bu tip kayıtlar enerji alanımızda baskı yaratmaya devam ederler ve benzer deneyimlerle karşılaşıldığında tetiklenirler.
Terapi sırasında, bilincin elindeki malzemeyi (semboller, arketipler, çağrışımlar vb) kullanarak oluşturduğu hikayeye odaklanılır. Sunulan hikayenin doğrudan bilinçaltındaki bir kolaj mı, geçmiş yaşam anımsaması mı yoksa vizyon mu olduğunun önemi yoktur. Önemli olan, gerçek olanla sanal olanı ayırt edemeyen bilinçaltıyla konuşabileceğimiz ve anlaşabileceğimiz ortak bir dil yakalanabilmesidir. Bu sayede, bilinçaltına sanal olarak doğru uyaran verildiğinde yaşanan dönüşüm, gerçeklik düzeyinde de etkisini göstermektedir.
Genellikle 2 saat süren bu çalışma 4 bölümden oluşuyor.:
1.                    Öngörüşme, hikayeye geçiş,
2.                    Bilinç düzeyini yükselterek kaynağa geçiş.
3.                    Hikayeyi takip ederek keşfedilen sembollere göre sorunla yüzleşmek. Farkındalığa ulaşma, kaydın içerdiği negatif duyguyu boşaltarak sorunu dönüştürme ve şimdi’ye dönüş..
4.                    Değerlendirme.
Hangi durumlarda uygulanabilir?
• Sebebini bilemediğiniz ağrılarınız, hastalıklarınız, iç acılarınız varsa,
• İlişki sorunlarında,
• Suçluluk, değersizlik , özgüven eksikliği, kızgınlık, kıskançlık gibi negatif duygular yaşıyorsanız,
• Anlam veremediğiniz, korkularınız, kaygı, endişe ve fobileriniz varsa,
• Depresyon, derin üzüntü, yaşama sevincinin kaybı gibi sorunlarınız varsa,
• Kurtulmak istediğiniz kötü alışkanlıklarınız veya takıntılarınız varsa,
• Hedefinize ulaşmaktan sizi alıkoyan anlam veremediğiniz engelleriniz ve motivasyon eksikliğiniz varsa,
Olumsuz önyargılarınız varsa

Herkes için uygun bir yöntem midir?
Değişime hazır olmadan veya onu göğüsleyecek koşul ve güç oluşmadan, bilinçaltının tam çözümleme yapması beklenemez. Ben iyileşeyim de koşullarım aynı kalsın diyenler, değişime direnenlerde uygun bir yöntem değildir. Her teknik gibi burada da uygulayıcının elinde sihirli değnek yoktur ve danışanın aktif katılımı olmadıkça dönüşüm mümkün olmamaktadır.
Kimlere uygulanmaz?
çok analitik ve sol beyin baskın insanlarda zihin çok fazla devreye giriyorsa
Ağır antidepresan veya uyuşturucu kullanan kişilerde
Bazı istisnalar hariç, 18 yaş altındaki kişilere uygulanmamaktadır.

http://www.bilincaltiterapisi.com/